Koronavirüs korkusunu nasıl yöneteceğiz?

02 Nisan 2020Güncel Bilgi, Kemal Sayar, Sağlığımızı KoruyalımYorum Yok »

Covid-19 ile başlayalım; yeni koronavirüs sebebi ile başlayan korkutucu hastalık. Hızlı yayılıyor, belli bir aşısı veya koruyucu tedavisi yok ve gerçekte ne kadar öldürücü olduğunu bilmiyoruz. Tüm bu şartlar altında insanların korkuya kapılıyor olmaları anlaşılabilir bir durum. Geçtiğimiz haftalara oranla toplumun içinde bulunduğu kaygı düzeyi de farklılaşmış durumda. 2019 yılının sonbaharından bu yana dünya çapında 3500 kişi bu hastalık sebebiyle hayatını kaybetti.

Sadece Amerika’da biline grip sebebiyle ölen kişi sayısı ise Ekim ayı itibariyle 20.000 – 52.000 arasında. Yaşlılar ve kronik solunum rahatsızlığı olan kişilerin dikkat etmesi çok önemli ancak büyük bir çoğunluk koronavirüs ile yüzleşmekte ve evde tedavi edilebilmekte. Bazılarının semptomları da tamamen ortadan kalkacak ve kişiler eski sağlıklı hayatına geri dönebilecek.

Şu an dünya ekonomisi çok zor durumda, Çin mahalleleri boş, Asya’lı insanlara karşı ayrımcılık en üst seviyede ve herkes maske stoklamakla meşgul. Peki koronavirüsten neden bu kadar korkuyoruz?

Korku Psikolojisi…

New York Times gazetesi editörlerinden psikolog David DeSteno bu sorunun cevabının “yanlış ölçekli duygular ve sınırlı bilgi” olduğunu söylüyor. “Virüsün Çin üzerinden yayıldığını öğrenmek bize yoğun bir korku sebebi oldu, olması gerekenden daha çok telaşa kapıldık. Yüzleşmemiz gerekenden çok düşmanca, problemli ve korkulu davranışlar geliştirdik ve bunun sonucunda korku çemberi genişlemiş, etrafımızı sarmış oldu.”

Öncelikle, psikologların “ulaşılabilirlik yanılgısı” adını verdiği ve duyduğumuz olaylara anında anlam yüklememiz anlamına gelen bir kavramdan bahsedebiliriz. Salgın konusunda etrafımızı sarmış olan bu konuyu, durmak bilmeyen medya döngüsü körüklemektedir.

Ve duygular tehlikeyi algılamamızı olumsuz yönde etkilemektedir. Genel olarak grip gibi yaygın ve günlük olaylardan çok terörist saldırılar gibi yıkıcı olaylardan korkarız. Covid-19 olayında ise, ortaya çıkan risk oldukça karmaşıktır çünkü hastalık hakkındaki objektif bilgimiz değişerek gelişiyor.

Frizelle’ye göre; insanoğlu bu tarz kesinliği ve tahmin edilebilirliği olmayan durumlara karşı yetersiz tepki gösterme yolunda ilerliyor.  “Bizler insanız bu sebeple kendimizi korumak adına tehditlere istemsiz tepkiler veririz” der. “Ancak asıl zor olan, karşılaşılan tehdidin fazlasıyla bilinmez olması ve potansiyel olarak geniş kapsamlı tehdit ile karşılaşılmasıdır. Bu  durum insanların olağandışı davranışlar sergilediğini gördüğümüz noktadır.”

Temel ihtiyaçlar ve çok da gerekli olmayacak medikal materyallerin alımına yönelik “panik alışverişi” ile örülü aylar bizi bekliyor. Hazırlıklı olmak iyidir ancak aşırıya kaçmak zarar verir. Örneğin yapılan medikal alımlar sağlık çalışanlarının, eldiven, yüz kalkanı veya solunum cihazı gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sekteye uğratır.

Belirsizlik hali aynı zamanda yanlış iddiaların ortaya çıkmasına da zemin hazırlar. The Guardian gazetesinden Adam Kucharski’nin belirttiği gibi “salgının ortasında sergilenen bazı davranışlar hastalığın bulaşmasını artırabilir.” Online bilgi edindiğimizde yanlış olanı anlayabilmek konusunda oldukça yetersiz kalıyoruz. Bunun sebebi yeteri kadar zaman ayırmamak da olabilir, doğru olan bilgiyi uygun bir şekilde bulmayı bilmemek de olabilir.

Bu durumun bir diğer sebebi de zihnimizin bize oyun oynaması ve tekrar tekrar okuduğumuz şeylere inanmamızı sağlamasıdır. Daha önceden var olan inandıklarımızı destekleyen bilgiyi arar ve biz de güçlü duygular uyandıranlara inanırız.

Korku kavramı bizde, başkalarını suçlama veya etiketleme sebebi de olmaktadır. Salgının Çin / Wuhan’dan başlaması sebebi ile Asyalı karşıtı davranışlar ve saldırılar görülmektedir.

Hemşirelik okulunda profesör olan ve sağlık psikolojisi uzmanı Alison Holman “insanların güçlü olan bir duygusuna sarılmasının hızlı ve yanlış seçimler yapma sebebi” olduğunu belirtmektedir. “Hali hazırda önyargılı olan insanlar bu tarz sıkıntılı dönemlerde, belli bir gruba karşı olan –ayrımcılık- düşüncelerini ortaya çıkarırlar.

Bu Konuda Ne Yapabiliriz?

İstanbul Davranış Bilimleri Araştırma ve Tedavi Merkezi kurucusu ve psikiyatrist Metin Başoğlu, depremden kurtulan kişilerin duygusal ve davranışsal tepkileri üzerinde bir araştırma yapmış ve günümüzde koronavirüse karşı gösterilen reaksiyonlar ile paralellikler tespit etmiştir.

Başoğlu, 1999 yılında meydana gelen, 17.123 kişinin hayatını kaybettiği ve 43.953 kişinin yaralandığı büyük deprem sonrası, depremden kurtulan birçok kişinin evlerine dönmeyi reddettiğini ve aylarca dışarıda yaşadığını belirtmektedir. Ancak Başoğlu’na göre, o günlerde ekiplerin insanları evlerine dönmelerine yönelik cesaretlendirmesi onların daha hızlı iyileşmesini sağlayacaktı.

Başoğlu ve ekibi TSSB ile baş edebilmek adına Kontrol Odaklı Davranışsal Terapi’yi geliştirdi. Bu tedavinin ortaya çıkma sebebi “stres kaynağına maruz kalan kişinin ona karşı kontrol sağlayabildiğinin” gözlemlenmesiydi. “Karşımıza çıkacak olan risk faktörlerini kontrol edemeyiz. Ancak bu bize daha anlamlı, daha mantıklı ve daha üretici bir hayat sunar. Geniş çaplı ve realist olmayan bir kaçınma, hayatta kalma ile bağdaşamaz.”

Uzmanlar, aşırı tepkiler vermeden, toplumsal bir paniği tetiklemeden, korkularımızı kontrol ederek tedbirli davranmayı ve hayatımıza devam etmemizi tavsiye ediyor. Holman’a göre “medyaya aşırı maruz kalmak anksiyeteyi körükler. İhtiyacımız kadarını öğrenmeli ve akışa bırakmalıyız.”

Holman; insanların tekrar ayağa kalkabilmek adına yapabilecekleri temel bazı şeyler olduğunu, maksimum seviyede kontrollü olmak gerektiğini ve hastalığa karşı duruşumuzun sağlam olmasının büyük önem taşıdığını söylemektedir. Bu bağlamda, eğer hastaysak ateşimizi takip etmeli ve kendimizi izole etmeliyiz, ellerimizi düzenli olarak su ve sabunla yıkamalıyız ve konser- maraton gibi aktivitelerden kaçınarak kalabalıklardan uzak durmalıyız.

Anksiyete veya OKB gibi mental problemleri olan bireyler için hızla yayılan bir salgın zor zamanlara sebep olabilir. Bu noktada sosyal destek ağları büyük önem taşır. Holman “anksiyetesi artan kişilerin güvendikleri insanlar ile iletişim kurmaları, o kişiler tarafından sakinleştirilmeleri ve destek görmeleri önemlidir” der.

Tüm bunlara ek olarak, sağlık uzmanları panik duygusunun karar almamızda ve mantıklı olma konusunda bizi etkilememesi için uyarılarını sürdürmektedir. Başoğlu’na göre, aksi bir durumda “virüsün alabileceğinden çok daha fazlasını” ödemek zorunda kalacağız ve bu durum her açıdan bize “pahalıya mâl olacak”.

 

Kaynak: www.qz.com

Annabelle Timsit’den çeviren psikolog Lamia Ergül

 

Kaynakça: https://kemalsayar.com/

(Visited 21 times, 1 visits today)

Etiketler: , , ,

Okunma Sayısı : 91

Yorum yapın

Şimdiki Aklım Olsaydı

Ayakta Mıyım Bilemiyorum: Sonrası

Hayat yolculuğuma boşanmış bir kadın olarak devam ediyorum. Boşanmış sözünü yazarken bile dilime o kadar yabancı ki hala kabullenmediğim aşikar. Her sabah uykudan gözlerimi açtığımda derin bir boşluğa merhaba der gibiyim. ...
Devamını Oku

Ne Okusak

Gözlerini Haramdan Sakın – Merve Özcan

Aşk, polisiye, imkânsızlıklar… İnandığı değerlere sadık kalmaya çalışan yakışıklı bir polis ve onun aksine rahat bir hayat tarzına sahip güzel bir kız; Ömer ve Betül… Biri işine, ailesine ve değerlerine sadakatle bağlı, ...
Devamını Oku

Ne İzlesek

Sosyal İkilem (The Social Dilemma)

Sosyal İkilem, 9 Eylül 2020'de Netflix'te yayınlanan bir yarı belgesel (belgesel drama) filmdir. Film, sosyal medyanın popülerleşmesi ve topluma verdiği zararı keşfederken aynı zamanda da sosyal medyanın akıl sağlığına olan ...
Devamını Oku