Kızınıza Kötülük Etmeyin

14 Kasım 2017HaberlerYorum Yok »
Bazılarımız ‘iyi’ anne olmanın dozunu biraz kaçırıp kızlarına hayatı zindan ediyor. Bunun sonuçları da anksiyete gibi problemlerle gün yüzüne çıkıyor. Bu hafta ömür törpüsü ‘toksik’ annelerle ‘gölge’ kızların imtihanını araştırd

Sanırsınız ki birbirleri dışında insanlara gereksinim duymadan dünyayı parmaklarının ucunda çevirecek, yörüngelerine yeryüzünde hiçbir insanoğlunun girmesine izin vermeyecekler. Pek çoğumuzun perde arkasından bihaber olduğu, birbirlerine anormal bağlı hatta bağımlı anneler ve uydu kızlarından söz ediyorum.

Ortalama 3 yaşına kadar hiçbirimiz annemizden kolay kopamayız. Kreş, anaokulu (adı üstünde) derken sosyalleşmeyle onlardan uzaklaşır, özgün bir kimlik de kazanırız. Eksiklikleri doldurulamaz ama annemiz olmadan da yaşayabileceğimizi anlarız. Ama bazılarımız değil!

Bu arada kimi anneler kendilerini dünyanın ‘en melek’ annesi gibi hisseder. Yanlış anlaşılmasın, kötü olduklarını söylemeye çalışmıyorum. Mesele şu: Çocuklarına aşırı titizlenerek iyi bir şey yaptıklarını sanar, tamamen evladına entegre yaşar, onunla küçük bir dünya kurar, hatta kocalarını bile boşarlar. Yıllar geçer. Oğlanlar başka bir kadınla yeni bir dünya kurar.

Ama kızlar büyüse de bazı anneler onlardan ayrılmaya hiçbir zaman hazır hissetmez, dünyanın sonu gibi düşünürler. Durum genç bir kadının dış dünyayla tanışmasını engeller ve bağımlılığın en acayip hallerinden biri oluşur. Çocuğu hasta olmasın diye arkadaşlarıyla oyun oynamasına, terlemesine bile izin vermeyen anne, onun hayata karışmasını da kendi elleriyle engeller. Önce anaokulunda başkalarıyla iletişimini etkiler, sonra okul yıllarında, özel hayatında hatta iş yaşamında…

Kızının arzu edeceği ne varsa zahmet etmesine gerek yoktur, anında önüne getirir. Mesela “Yemek düşünme ben hallederim”, “Yatağını toplama, ben yaparım” derler. Bu arada risklere karşı hayata temas da merak da ölür. Anne zamanla ipleri eline alır, kızının her davranışlarını kritik eder, hayatına yön verir. Hatalarından ders çıkarmasına, yere düşmesine, burnunun sürtmesine fırsat vermez.
Dünyanın gösterildiği kadar harika olmadığını anladığındaysa artık iş işten geçmiş olur. Sorumluluklarını yerine getiremeyen, sorunlara direnci az olan, stresin yakasından hiç düşmediği çaresiz kız, dünyadaki tüm sorunların çözümünün annesinde olduğunu düşünerek yüreğine su serper. Çünkü ne de olsa her şey hakkında annesinin bir bilgisi vardır; tıbbi konularda bile! Annesi karşısında gözü kapalı “Haklısın” der, irdelemeden razı olmayı seçer.

ZATEN SANA LAYIK DEĞİL KIZIM

Anne-kızın ilişkisi artık saplantı boyutuna erişmiştir. Uyku saatleri, giyim tarzları bile birbirine benzer. İlişkilerinde kırmızı çizgileri yoktur. Annesi değil artık en yakın arkadaşıdır.

Toksik anne her şeye müdahale edebilir, kızını arkadaş ortamından bile kıskanır hale gelir. İşten arta kalan zamanları dip dibe geçirirler, tatile beraber giderler. Evde özel alanları yoktur. Aralarındaki bağ, uzmanların “codependent” yani “karşılıklı bağımlı ilişki” dediği şekle evrilmiştir.

Kız evdeki ilgiye alışık olduğundan bunu profesyonel hayatta ve arkadaş ortamında da arar ancak beklediğini bulamaz, ilişkilerinden tatmin olamaz. Zaten annesi de kızına uygun birinin hayatına hiç girmediğini söyler, arkadaşlarını beğenmez. Bir de kazara evlendiyse zavallı damatta da kayınvalide sendromu başlar; çünkü her saniye enselerinde annenin nefesi vardır.

Narsistik anneler ve kızlarını mercek altına aldığı kitabında Karyl McBride, anneden kıza bulaşan, bitmek bilmeyen talep, şikâyet, tatminsizlik ve kıskançlık krizleriyle bu kızların eşlerini ya da sevgililerini kısa zamanda bıktırdığına dikkat çekiyor ve ekliyor: “Her şeyine yetişilsin, özellikle de annesi gibi duygusal gelgitlerinde hep yanında olunsun ister. Günün sonunda ilişkilerinde tatminsizlik, hayal kırıklığı kaçınılmaz olur. Yalnızlığa mahkûmdur…”

Dahası 50 yaşına gelse de kız annesinin bebeğidir. Koca kadın olmuştur ama annesi üzerinde baskı hissettirir, onu kişilik olarak görmez, olduğu gibi kabullenmez. Narsistik ebeveynin ihtiyaçlarını doyurduğunda onaylanır, takdir edilir.

Kız annesinin istediği şeyleri yapmayı zamanla öğrenir. Gelinebilecek daha tehlikeli noktaysa annenin kızının duygularını da görmezden gelmesi ve onu sindirmesidir. Kendi duygularınıysa ‘yumuşak kalpli’ kızını manipüle etmek için kullanır.

Bu konu üzerine araştırmalar yapan ve sayısız kitaba imza atan Peg Streep, kızlarının gerçek duygularını geçiştiren annelerin, kızları üzerinde kalıcı bir hasara yol açtığını söylüyor. Kızlar, annelerinin tavrı nedeniyle duygularının geçerliliği üzerinde tereddüt yaşar ve mutsuz olur.

Konuyla ilgili iletişim bilimleri profesörü Preston Ni de bir adım ileriye gidiyor ve bu annelerin sevgisini bile güçlü bir silah olarak kullanabileceğini söylüyor. Ni “Sevgi bu tür ilişkilerde anne tarafından bir çeşit tehdit, bir ceza unsuru olarak kullanılır” diyor.

Narsistik anneler ve kızlarını incelediği kitabında Karyl McBride, anneden kıza bulaşan, bitmek bilmeyen şikâyet tatminsizlik ve kıskançlık krizleriyle bu kızların eşlerini ya da sevgililerini kısa zamanda bıktırdığına dikkat çekiyor.

BEN SENİN İÇİN SAÇIMI SÜPÜRGE ETTİM!

Eh, artık kız girdaba girmiştir. Anne, kendi mutluluğunun kızına endeksli olduğunu söyler. Kızcağız buna o kadar ikna olur ki, istese de evden kopup gidemez. Kızını pamuklara sararak büyüten annenin kızı bağımsızlığını ilan edemeyecek kadar düzen bağımlısı olmuş, uyuşturulmuş ve hayatının merkezindeki yegâne isim annesi olmuştur.

Geri kalan herkesi yadırgadıkça onlardan daha da uzaklaşır. Annesinden ayrı kalacağı korkusuyla içten içe ne kadar cezbedici gelirse gelsin arkadaşlarıyla sosyalleşmeyi reddeder. Yani ev dışında olmak onu ürkütür, ne ayrı bir eve çıkar, ne doğru dürüst bir ilişki kurabilir.

Anne gün geçtikçe meseleyi daha da abartır. Koca kadın terlemesin diye neredeyse sırtına bez koyacak kadar gözü döner. İlkokul çocuğunun beslenme çantası gibi gün içinde yiyeceklerini kızı için geceden hazırlar, ofiste toplantı öncesi yemesi için atıştırmalıklarını paketler. Toplantıda “Bugün ne yedin evladım?” mesajı atar, gün içinde defalarca telefon eder. Kızı da onay almadan adım atamaz hale gelir. Taa ki derin uykudan uyanana kadar.

Gizli kalan duygular ve bastırılmışlık hissiyle yıllar sonra patlama yaşanır. Koruma içgüdüsü kızı günün sonunda çökertmiştir. Yaşının da ilerlemiş olması sebebiyle mesele bir orta yaş sendromu gibi gün yüzüne çıkar.

Akranlarıyla kendini kıyaslamaya ve hayatı sorgulamaya başlar. Çevresindekiler çoluk çocuğa karışmışken onun bir hayat amacı kalmaz. Bir şeyleri başarmasına, birey olmasına ‘fırsat verilmemişlik’le tetiklenen suçluluk ve pişmanlık duygusu geceleri uykularını kaçırır. Kız mutlu değildir ama hayatında değişiklik yapacak ne cesareti ne takati kalmıştır. Hayatında ilk kez kurulu düzenin bir parçası olduğu hissi içini sızlatır ama artık geç kalmıştır.

Annesini memnun etme çabalasıyla birlikte, yıllar geçtikçe hayattaki tek değerli varlığını kaybetme korkusu da zihnini sarar. Bir başına ayakta kalma ihtimali içini fena halde ürpertir.

3 SEBEP ABD’li klinik psikolog Sarah Schewitz, annelerin kızlarını bir kukla gibi kontrol altına almasının ardında 3 sebep olabileceğini söylüyor ve

“Öncelikle anksiyete bunu tetikleyebilir. Anne her daim en kötü senaryoyu düşünür, kızını sürekli tehlikede sanar, koruma içgüdüsüyle sarar sarmalar” diyor. Dolayısıyla kız da annesi gibi pimpirikli olur. Bu nedenle genellikle çok sık ilaç kullanırlar, devamlı rahatsızlandıklarını zannederler.Hatalarınızdan öğrenmenize fırsat vermediğinden kızda mücadele ruhu gelişmez, zorluğa gelemez.

Schewitz’e göre ikinci ihtimal ‘öğrenilmiş davranış’ olabilir. Kadın böyle bir ailede büyümüşse, aynısını iyi olduğuna inandığı için o da kızına yapar.

Üçüncü ihtimalse kadın kontrolün elinde olmadığı bir ailede büyüdüyse bir nevi güçsüz geçen yılların öcünü alır. Dahası kimi araştırmalar erken yaşta anne olmanın, sorunlu evliliklerin ve ego savaşlarının da durumu tetikleyebileceğini söylüyor.

Sebep ne olursa olsun, iyi anne olayım derken ölçüyü kaçırıp toksik anne olmamak gerek
 Sema Ereren  Habertürk Gazetesi
(Visited 82 times, 1 visits today)
Okunma Sayısı : 148

Yorum yapın

Şimdiki Aklım Olsaydı

Ayakta Mıyım Bilemiyorum: Sonrası

Hayat yolculuğuma boşanmış bir kadın olarak devam ediyorum. Boşanmış sözünü yazarken bile dilime o kadar yabancı ki hala kabullenmediğim aşikar. Her sabah uykudan gözlerimi açtığımda derin bir boşluğa merhaba der gibiyim. ...
Devamını Oku

Ne Okusak

Gözlerini Haramdan Sakın – Merve Özcan

Aşk, polisiye, imkânsızlıklar… İnandığı değerlere sadık kalmaya çalışan yakışıklı bir polis ve onun aksine rahat bir hayat tarzına sahip güzel bir kız; Ömer ve Betül… Biri işine, ailesine ve değerlerine sadakatle bağlı, ...
Devamını Oku

Ne İzlesek

Sosyal İkilem (The Social Dilemma)

Sosyal İkilem, 9 Eylül 2020'de Netflix'te yayınlanan bir yarı belgesel (belgesel drama) filmdir. Film, sosyal medyanın popülerleşmesi ve topluma verdiği zararı keşfederken aynı zamanda da sosyal medyanın akıl sağlığına olan ...
Devamını Oku