Çocuklar Aşkına Savaşacağız

Her gün, her an, her dakika hatta her saniye dünyaya bir çocuk daha gözlerini açıyor. O ne heyecan öyle değil mi? Evet, ben bir anne değilim ama o heyecanın nasıl bir şey olduğunu tahmin edebiliyorum. Dünyaya bir melek geliyor sonuçta. Mis kokulu, her bir hareketi ayrı heyecanlı, ayrı tatlı, ayrı güzel bir melek… Sanırım o heyecanı az da olsa hissettik ve biraz gülümsedik, yani inşallah öyle olmuştur.

Çocuk demişken insanlar neden çocuk dünyaya getirirler sizce, hiç düşündünüz mü?

Çocukları sevdikleri için mi? Anne ya da baba olmak için mi? Ya da  soyları devam etsin diye olabilir mi? Birkaç araştırmaya göre insanların baskı ve sigorta amaçlı çocuk yaptıkları ortaya çıkmış. “Baskı tamam da sigorta ne demek?” dediyseniz eğer hemen açıklayayım.

Anne ve baba adını verdiğimiz iki insan görücü usulü ya da aşkları sonucu hayatlarını birleştirme kararı alırlar. Bu kararlarının ardından daha birbirlerini tam olarak tanımadan aynı yıl çocuk düşünmeye başlarlar. Bunun başlıca nedeni TOPLUM BASKISIdır. “Ee ne zaman çocuk haberi gelecek”, “torun istiyorum”, “çocukları olmuyor muymuş”, “kaç ay oldu onlar evleneli” gibi baskı hatta tabiri caizse işkence. Bu iki insanda birbirlerini çok iyi tanısalar da anne baba olgunluğunda olup olmadıklarını bilmeden hemen çocuk kararı alırlar. Sigorta kısmı ilk çocukta başlamış gibi gözüksede asıl sonraki çocuklarda başlar. En az iki çocuk olmalıdır. Maazallah birisi ölürse diğeri kalsın diye… Peki sayı arttırılarak neyin garantisi elde edilmeye çalışıyor sizce? Tabii ki SİGORTAnın. Yani gelecek  sigortasının. Bu iki insan çocuk yapsın, büyütsün ki yaşlanınca onlara bakacak birileri olsun. Halk dili ile söyleyecek olursak, “ele muhtaç olmasınlar” diye…

“Bunda yanlış ne olan ne?” diyor olabilirsiniz. Haklısınız yanlış olan hiçbir şey yok, gayet doğal bir durum bu. Fakat yanlış olan kısım çocuk dünyaya getirme kararını alma kısmında. Siz anne ya da baba olmaya hazır değilseniz çocuk hayalleri kurmamalısınız. Çünkü çocuk denilen İNSAN dünyaya geldikten sonra sizin bir parçanız olmuyor. Bir birey oluyor artık. Kendi doğruları kendi yanlış olan, bu hayat ile kendi savaşan bir insan. Tabii şöyle bir durum da söz konusu ki, hiçbir aile bunu kabul etmez. Çünkü çocuk ebeveynin malıdır, onlar dünyaya getirmiş, onlar beslemiş, onlar büyütmüştür. Doğal olarak çocuğun kendi hayatı hakkında hiçbir hakkı yoktur. Bu öyledir ki çocuğun sınavdan aldığı düşük notları dahi kabul edilemez. Çünkü aile BUNU ASLA HAKETMEMİŞTİR. Anayasanın 4. maddesi misali; çocuğun kendi hakkı olduğu düşünülemez, teklif dahi edilemez…

Hak demişken bu hak ebeveynlere öyle aittir ki, yaşama ve yaşatma hakkı da onlarındır. Örneğin; belki genetik, belki de anneden veya da babadan kaynaklı bir nedenle çocuk dünyaya engelli olarak gelecekse ebeveyn dilerse çocuğun hayatına son verir, dilerse de onu yaşatır. Bu konuyu ciddi anlamda eleştiren bir insanım. Bana bunun mantıklı olduğuna dair öne sürdükleri şey ailenin ekonomik yapısının uygunluğu, annenin babaya olan güveni, babanın anneye güveni vs. Öncelikle bir aile ekonomik durumuna güvenmiyorsa sağlıklı bir çocuk dahi yapmasın zaten…

Bakın çocuk demek akrabaları susturmak için yapılan bir bant demek değildir. Ki böyle düşünceler sonucu gözü yaşlı çocuklar sardı dört bir yanı. Bu düşünceler SOKAK ÇOCUĞU adında bir kategori oluşturdu, sanki sokaklar doğurmuş o çocukları gibi… Irk katıldı çocuklara. Oralı buralı çocuk denildi, ayrım yapıldı. Tüm bunlar yetmez gibi cinsiyet ayrımı yapılmaksızın küçücük bedenler bazı kansızlar tarafından cinsel obje olarak görülmeye başladı. Öz baba böyle düşündü, öz abi hayal etti. İnsan ölseydim de bunları görmeseydim diyor kendi kendine…

Evet ebeveynler kaç çocuk daha vereceğiz. Kaç çocuğu daha toprağa gömeceğiz. Kaçç??? Şu üzerinde nefes alıp verdiğimiz evrende sizin anlık duygularınızın suçlusu olmayı hak eden hiçbir çocuk yoktur.

Bakın bir insandan bahsediyoruz, bir hayattan. Çocuklar sizin sıkılınca sokağa atıvereceğiniz bir köpek, kedi yavrusu vs. değil, ki onlara dahi bunu yapma hakkınız yok. Siz çocuklarınıza sahip çıkmazsanız biz her gün camilerden küçücük tabutlar çıkarmak zorunda kalırız. İğrenç adamlara çocuklarımızın hatta bebeklerimizin kurban edilişini izlemek zorunda kalırız. Bu facebook, twitter da birkaç gün,ay ya da yıl üzerine twit atılıp, her yıl o günü anmak gibi bir şey değil. Bu konuyla ilgili İsmet Özel’in çok sevdiğim bir sözü var.

“Ben öyle bilirim ki yaşamak; berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır.”

Savaşacağız… Çocuklarımız için, geleceğimiz için, küçücük tabutları ortadan kaldırmak için, ekmek parası dertlerini omuzlarından almak için, daha bedenini tanımayan çocukların iğrenç adamların eline düşmemesi için savaşacağız. Önce kendi çocuğumuza sahip çıkacağız, sonra elimizin uzandığı tüm çocuklara koşacağız.

Selam ve dua ile…

Kemankeş Öğretmen


Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?