Bu Nesli Kim Bozdu ?

Merhaba. Ben bir gözlemciyim ve bugün size bir gözlemimden bahsedeceğim.

Biz insanlar hatta biz YETİŞKİNLER ne kadar gaddarız öyle değil mi? İnsanlara karşı, kendimize karşı… Bazen düşünüyorum da mesela Allah’ın affederim dediği kullarına, AFFETMEM diye hüküm veriyoruz. Hemen nasıl da asıp kesiyoruz etrafımızdakileri, öyle değil mi? Emir kipiyle konuşanlara dayanamıyor ama emir kipiyle dua ediyoruz. Ver Allah’ım diyoruz. Ha kimisinin de emir kipi rahatsız etmiyor bizi hatta çekiniyoruz bile onlardan. Ayrım mı yapıyoruz acaba biz? Kendimizden aşağıda gördüklerimizi asıp keserken, üstün gördüklerimize ceket mi ilikliyoruz. Ne dersiniz? Oysa sözde insan dili, dini, rengi ne olursa olsun insandır ve herkes eşittir değil mi?

Öncelikle acımasızız kabul edelim. Yargısız infaz ediyoruz, sorgulamadan, araştırmadan hüküm veriyoruz. Kaybediyoruz… Bir teşekküre dünyaları önümüze sunacak insanları kaybediyoruz. En çok da bu insanların küçük olanlarını kaybediyoruz, yani çocukları, çocuklarımızı…

Boşlukta sallanıyorlar, ne tutunacak bir dalları var, ne bir başlarında ana babaları, ne de mutlulukları, huzurları. Siz sanıyorsunuz ki; dünyadan bir haber kulağında kulaklık, elinde tablet ile sorumsuz, işe yaramaz bir nesil geliyor. HAYIR! Aksine her şeyin farkında olduğu için “acı çeken” bir nesil geliyor.

Anne babası ilgilenmedi diye kendine sanal alemde mutluluk arayan bir nesil, öğretmeninden sürekli hakaret duyduğu için derslerinden vazgeçmiş bir nesil, kendi kararını kendi vermesine izin verilmemiş itaatkar, sorgulamadan kabul eden bir nesil ya da tam tersi sorduğu sorulara cevap verilmeyen, önemsenmeyen, dini konular hakkındaki bilgisi sadece “günah” ve “haram” kelimelerinden oluşan, ‘nasıl olsa yanacağız’ gibi büyük bir kelimeyi alelade bir şekilde söyleyerek büyük bir boşluğa kendini bırakmış bir nesil… Gece gündüz demeden orada burada özgürlük savunulurken göz ardı edilmiş bir nesil. Neye inanacağını, neye tutunacağını bilmeyen kalbi kırık, umutsuz, küçücük yaşında her şeyden herkesten bıkmış bir nesil geliyor. İşin acı yanıysa daha kötü bir halde gelmeye devam edecekler…

Kabul edilmek ve değerli hissetmek bu duyguların insandaki müthiş etkisini tahmin bile edemezsiniz. Öyle derin hisler ki bunlar insanlar sırf bu duyguları yaşamak için fark etmeden sevmedikleri işlere kalkışıyorlar. Örneğin, birçok insan sadece kabul edilmişlik duygusu için evleniyor. Bunu duymuş muydunuz? Psikologların yaptığı bir araştırma sonucunda çıkmış bir sonuç bu. Ne kadar acı öyle değil mi? Birileri tarafından kabul edilmek, birileri tarafından var kabul görülmek, ben buradayım demeden o burada dedirtebilmek ya da bir ‘nasılsın’ sorusuna hasret kalmak. Sözün kesildiğinde ‘bir şey anlatıyordun devam et lütfen’ diye bir cümle duymak. Tabiri caizse insan yerine konulmak ne kadar güzel bir şey öyle değil mi? Cevabınız evet ise bir şey sormak istiyorum. Neden çocuklarınıza bunu yapmıyorsunuz? Neden onlardan bu iki güzel duyguyu mahrum bırakıyorsunuz. NEDEN?

Ben bir gözlemciyim ve gözlemlerim her çocuğun derdinin nedenini aynı kapıya çıkarıyor. Sanmayın hepsi hiperaktif. Hayır, saygıdeğer ebeveynler hepsi KIRGIN, ÜZGÜN, MUTSUZ çünkü hepsi İLGİSİZ, SEVGİSİZ büyüyor. Para demeyin bana, istediği her şeyi verdim demeyin bana. Sardınız mı kollarınızla onları oğlum/kızım diye bastınız mı göğsünüze hiç. Evet ise cevabınız en son ne zaman yapıtınız bunu? Bayramda? Doğrum gününde? Mezuniyet? Ya da buldum yazılıdan 100 alınca mı? 100 deyince 96 alınca okulda gözleri şişene kadar ağlayan çocuklarınız var biliyor musunuz? Korkuyorlar sizi hayal kırıklığına uğratmaktan, kızmanızdan, üzülmenizden hatta onun oyun oynamasına izin vermemenizden…

Sizi, sizin onu sevdiğinizden daha çok seven bir küçük insan var karşınızda. Gözlerinizin içine bakan, bir tek sözünüz ile, bir tek gülüşünüz ile dünyaları kazanacak. Bırakın şu suçun üstünü kapatmak işlerini. En mutlu anı sorulduğunda annesi ya da babasıyla oyun oynadığı an olarak anlatan çocuklar var. Onlar dilden bilgisayar, telefon, bisiklet istese de yürekten sizi istiyor. Yanında olmanızı, onu kabul etmenizi, kızmanızı da sevmenizi de istiyorlar, değer görmek istiyorlar, birey olarak kabul edilmek istiyorlar, küçük bir teşekküre muhtaçlar anlayın bunu…

Ben bir çocuğum, annesine ve babasına muhtaç bir çocuğum. Onların bir sözü ile dünyamı değiştirebiliyorum. Çünkü onlarsız ben yaşayamam. Onlar benim tutunduğum dalım, yol haritam, aldığım soluğum, kaybetmeyi hayal bile edemediğim parçam.

Ve ben bir gözlemciyim daha hayata gözlerini açmadan kapatan bir neslin geldiğini görüyorum.

Selam ve dua ile.

Kemankeş Öğretmen

0 yorum
20.12.17


Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?