Öldüğüm Gün

Ölüm. Hiçbir zaman bizi yakalamayacakmış gibi ondan bihaber yaşadığımız hakikat, başımızı döndürünce göremediğimiz noktada bizi bekliyor.
Adı geçince iştahımızın kaçtığı, kalp ritmimizi bozan soğuk iki hece. Niçin böyle?
Oysa ki bize şah damarımızdan yakın olan Yüce Allah’ın üzerimize yazdığı haktır ölüm. Nasıl ki bizi biz bilmezken var etti, Ete kemiğe bürüyüp ruh ile can verdi; O’nun tasarrufunda yine bu emaneti geri almak. Ama biz insanoğlu unutup bunun emanet olduğunu, tamamen sahipleniyoruz. Aynada gördüğümüz yüzümüze nasıl özen gösteriyoruz. Kalbimiz için bu özeni göstermemek ise hüsran bizim için. Ölüm hakikatine korkuyla bakmak demek. Yap denileni yapmadığımızdan, hoşnut olunmayacak davranışlarda bulunduğumuzdan belki de…
Ölüm geldiğinde yüzümüz değil kalbimiz olacak bizi biz yapan. Gün gelecek aldığımız nefesi vermeyeceğiz, verdiğimiz nefesi alamayacağız.  Bizim için biçilmiş olan hayat son bulacak. Akrep ve yelkovanın birbirini kovalaması anlamını yitirecek. Özenle baktığımız yüzümüz, ellerimiz; canımızın yarısı annemiz, kardeşimiz, en güzel mobilyalarla donattığımız sıcak evimiz, beğenerek aldığımız arabamız, ekmeğimiz, suyumuz geride kalacak. Ağlayanlar olacak arkamızdan ama bize faydası dokunmayacak. Kalp ki değişir, üç gün sonra dinecek gözyaşları, hayatlarına devam edecekler. Biz kalbimizle, amelimizle bekliyor olacağız mahşeri. “Her nefis ölümü tadacak.” Düşünüyor muyuz?
Bizleri her gece küçük bir ölümden gündüze ulaştıran Allah’a hamdolsun. “Öleceğimiz gün” gelinceye kadar her anımızı öncesinden daha hayırlı yaşayabilmeyi bizlere nasip eylesin..
Fâtıma OKUTUCU

1 yorum
09.12.17


Yorumlar (1 Yorum)

  • Malesef gösteriş sus düşkünü her şeyi yapay hale geldik ozumuzden uzaklaştık ağzınıza sağlık

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?